Dikkatin Hikayesi
Bu, bir annenin fark edemediği küçük işaretlerle başlayan ve kızının gözlerindeki yorgunlukta derinleşen bir hikaye. Harfler karıştı, dikkat dağıldı, ama en çok da kalpler kırıldı sessizce. Bir tanı değil, bir bakış, bir sezgi değiştirdi her şeyi. Çünkü bazen bir annenin sevgisi, en güçlü dönüşümün başlangıcıdır.
Her Çocuk Özeldir
Ben bir anneyim. Aynı anda hem güçlü, hem kırılgan… Hem arayan, hem bulan. Bu hikâye sadece benim değil; disleksiyle öğrenme yolculuğuna çıkan kızımın da hikâyesi. Disleksi kelimesiyle ilk tanıştığımızda ne anlama geldiğini bilmiyor, neyle karşılaşacağımızı tahmin bile edemiyorduk. O sadece harfleri farklı okuyordu, ama ben dünyayı baştan okumak zorundaydım.
Kızım konuşmayı, hayal kurmayı çok severdi. Gözlerinde hep ışık vardı. Ama okul başladığında harfler karışıyor, kelimeler yer değiştiriyor, ödevler gözyaşıyla doluyordu. İçimde bir ses “her çocuk farklı öğrenir” diyordu, ama annelik sezgim başka bir şey fısıldıyordu: “Burada daha derin bir şey var…”
Tanı konduğunda hayat ikiye ayrıldı: Tanıdan önce ve tanıdan sonra. “Disleksi” kelimesi bir yabancı dili anlamaya çalışır gibi geldi kulağıma. Ne olduğunu bilmiyordum. Sadece çaresizlik değil, suçluluk da çöktü üzerime. Sanki eksik olan benmişim gibi hissettim. Çevremden duyduğum “Büyüyünce geçer”, “Sen çok üstüne düşüyorsun”, “Biraz tembel galiba” gibi cümleler içimi daha da yalnızlaştırdı.
Ama kızım vazgeçmedi. Harfleri çözemese de hayal kurmaktan hiç vazgeçmedi. Ve ben onun hayal gücüne tutundum. Kızımın mücadelesi büyürken, ben de içimdeki “yetersiz anne” sesleriyle savaşıyordum. Uykusuz gecelerde araştırmalar yaparken kendi çocukluğumdan taşıdığım gölgelerle yüzleştim: “Yetersizsin”, “Fazla duygusalsın”, “Başaramazsın…” Ama o sesleri susturmak için değil, anlamak için baktım onlara. Carl Jung’un “gölge” dediği kavramla tanıştım. İçimde yıllardır bastırdığım her duygu; öfke, kırgınlık, korku… bir bir su yüzüne çıktı. Ve o gün kendime bir söz verdim: Kızım için çıktığım bu yolda, kendimi de iyileştirecektim.


Görülmek, Duyulmak, Anlaşılmak
Bu yolculukta yalnız olmadığımızı fark ettiğimiz gün, içimde ilk defa bir şey hafifledi. O güne kadar, ben hep bir başıma savaşıyormuşum gibi hissettim; uykusuz geceler, bilinmez kavramlar, eksiklik hissi ve çaresizlikle örülü bir duvar vardı etrafımızda. Kızım ise kelimelerle kurduğu farklı ilişki yüzünden kendini ifade etmekte zorlanıyor, bazen dünyayla arasında görünmez bir engel olduğunu hissediyordu.
Yanımızda kimse olmadığını düşündüğümüz o anlarda, ben yalnızca bir anne olarak değil, onun en büyük savunucusu ve destekçisi oldum. İçimde taşıdığım suçluluk, endişe ve yorgunlukla baş etmeye çalışırken, kızım da kendi içinde mücadele ediyordu. Ama bu zorlu yolculukta, birlikte olduğumuzu fark etmek, içimde bir rahatlama yarattı. İlk kez, yalnız olmadığımızı, bu mücadeleyi beraber vereceğimizi hissettim.
Sonra devreye Evren Dayım girdi. Yıllarını özel eğitime vermiş, Disleksi alanında uzman biri olarak; aileden biri, kalpten bir yol arkadaşı olarak yanımızdaydı. Kızımı değerlendirdiğinde, eksiklik değil farklılık olduğunu, öğrenmenin pek çok yolu olduğunu bana hissettirdi. O an, üzerimdeki yüklerin nasıl hafiflediğini, boğazıma oturan düğümlerin çözülmeye başladığını hissettim.
Dayım sadece kızımı değil, beni de gördü. Ne kadar yorgun olduğumu, ne kadar güçlü görünmeye çalıştığımı, içimde taşıdığım suçluluğu sezdi. “Anne” kimliğimin arkasındaki insanı fark eden nadir kişilerden biri oldu. Bana her şeyden önce, çocuğumun yanında olmanın, mükemmel olmaktan daha değerli olduğunu öğretti.
Kızım, sınıf öğretmeni Nagehan Hanım ile zamanla güçlü ve samimi bir bağ kurdu. Nagehan Hanım’ın sabrı, anlayışı ve içten yaklaşımı, kızımın kendini olduğu gibi kabul edilmiş ve güvende hissetmesini sağladı. Bu özel duygu bağı, kızımın zorluklarla karşılaştığı anlarda ona güç verdi, cesaretlendirdi ve yalnız olmadığını hissettirdi.
Artık kızım yalnız değildi. Ben de değildim. Bu birlikte yürüyüşte, sevgi kadar bilgiye, sabır kadar anlayışa ihtiyacımız vardı. Destekle, yönlendirmeyle, her nefeste biraz daha rahatladık. Atılan her doğru adım, kızımın gözlerindeki karışıklığı netliğe dönüştürdü.
Ve artık biliyordum… Bu zorlu yoldan geçecektik; ama eksilerek değil, güçlenerek, kapanarak değil, açılarak… Ve en önemlisi, birlikte.
Bir Kalbin Işığı, Nice Kalplere Umut
Kızım büyüdükçe, onun sadece farklı bir öğrenme şekline sahip olduğunu kabullendim. Disleksi bir eksiklik değil, başka bir düşünme biçimiydi. Harflerin arasında kaybolmuş gibi görünen çocuk, aslında bambaşka bir dünyayı okuyordu. Bu farkındalık beni derinden dönüştürdü. Artık yalnızca annesi değil, onun yol arkadaşıydım; düşerken elini tutan, yürürken ritmine ayak uyduran, bazen önden giden, bazen geriden gelen bir yoldaş...
Ve sonra bir soru çıktı kalbimden: “Yalnızca kendi çocuğum için mi uğraşacağım, yoksa bu yol başka çocuklara da ışık olabilir mi?”
İşte Marmaris Dikkat Akademi böyle doğdu. Burası sadece çocukların değil, yıllarca görünmez kalan, yorulan, iç sesi kısılan annelerin de nefes alabileceği bir yer. Harflerin değil, kalplerin hizasında çalışan, etiketlerin değil potansiyelin görüldüğü bir yuva. Sadece eğitim değil, anlayış, sadece gelişim değil, kabul sunduğumuz bir alan.
Yıllarca kendi sırasını bekleyen, beklerken susan bir kadın olarak ayağa kalktım. Çünkü artık içimdeki ses diyordu ki: “Şimdi senin sıran. Artık sen de ışık olabilirsin.” Bu sesi bastıramadım. Bastırmak istemedim. İçimde biriken tüm tecrübeyi, sevgiyi, mücadeleyi, bilgiyi ve kalbimi ortaya koyarak yürümeye başladım.
Bu yolculuk sadece bize ait değil. Her harfle boğuşan çocuk, her gece sessizce ağlayan anne, her sabah yeniden güçlü olmaya çalışan kadın bu hikâyede kendini bulabilir. Çünkü biz benzer yollardan geçtik. Çünkü anlıyoruz.
Eğer sen de bir gün yalnız hissettiysen, gücünü unuttuysan ya da sadece bir çocuğa sevgiyle dokunmak istiyorsan, bil ki bu yol yalnız yürünmüyor. Elini uzattığında bir el mutlaka var.
Ve sen… çok kıymetlisin.
Işığını saklama. Belki bir kalp tam da senin ışığına ihtiyaç duyuyordur. Ve belki de, o kalp senin yıllarca beklediğin yerden sana bakıyordur.

Ve Şimdi, Sana...
Eğer bu satırları okuyorsan ve yorgunsan…
Eğer anlamaya çalışıyor ama yanıt bulamıyorsan…
Eğer bazen güçlü görünmeye çalışırken içten içe tükeniyorsan…
Şunu bil: Yalnız değilsin!
Senin yaşadıklarını yaşayan, aynı yoldan geçen, aynı soruları soran başka kalpler var.
Ve belki bu satırlar, senin de içindeki sesi yeniden duyman için küçük bir kıvılcım olur.
Hiçbir anne ve baba, hiçbir çocuk bu yolda tek başına yürümemeli.
Ve unutma…
Sen bu dünyaya sadece dayanmak için gelmedin.
Parlamak, dokunmak ve ışık olmak için geldin.
Işığını saklama. Çünkü bir kalp tam da senin ışığına ihtiyaç duyuyor.

